İnceleyeceğimiz başlık uhreviden performatife birçok zihinsel motivasyonla ele alınmış bir konudur. Dini odaklar iradeyi Allah’ın buyrukları ve şeytanın ayartmaları arasında tercihini doğru bir kul olmaktan yana kullanan kişilerde gelişkin bir kabiliyet olarak tanımlamıştır. Günümüzün dinlerinden birisi olan performansçılık da iradeyi insanın gelişmesi ve daha güçlü olmasının karşısında duran her türlü insani zaafa eğilim göstermekten uzak bir kişi olmayı iradeli bir insan olmak olarak görürler.

Ben burada iradeyi biraz daha farklı bir yapı olarak ele alacağım ve her türden tercihinde insanın özgürlüklerinin toplamı olarak ele alacağım.

Sözlük manasından başlayalım, irade ( إِرَادَة) arapça bir kelime olup ( ر و د) kökünden gelmiştir. Bu kök aramak, peşine düşmek anlamlarına gelmektedir. Kelimemiz irade ise bu kökten türeyerek istenç olarak günümüze gelmiştir. İrade bir sözcük olarak bir şeyi istemek ve peşine düşmek anlamlarına gelmektedir.

İrade kelimesini söz konusu ettiğimiz yerde insana genellikle gücünü aşan bir yük yükleyerek konuşmaya devam ederiz ve daha fazlasını yap manasında bir konuşmanın kilit özcüğü olarak irade kelimesini bir kilit taşı yaparız. Ancak insanın tüm kabiliyetleri bir sınıra sahiptir ve irade de bu sınırlı insan kapasitelerinden birisidir. Tam da bunu geliştirmek için insanlar irade terbiyesi adı altında kendilerini çeşitli zorluklara maruz bırakarak normal sorumlulukları karşısında daha güçlü olmayı beklerler. Ancak burada bir problem vardır ki bu irade terbiyesi geçici bir terbiyedir ve eğitim sona erdikten sonra tekrardan kişi eskiden bildiği haline dönecektir.

Ben iradeyi tanımlarken onu karar verebilme yetisi olarak tanımlayacağım. Çeşitli durumlarda kişinin seçenekler arasında karar verirken seçeneklere eşit mesafede durabilme ve seçim yapabilme yetisine irade diyeceğim.

Örneğin bir kişinin gitmek istemediği bir yere davet edilmesi ve bu yere gidip gitmeme konusunda bir karar vermesi söz konusudur. Davete uymak veya uymamak iradenin konusu olabileceği gibi gidip gitmemenin ve isteyip istememenin kendisi de iradenin meselesidir. Örneğin istemese de gidebilir ve bu bir irade örneği olabilir, çünkü oraya gitmenin iyi yanlarının onun için sabredilebilir bir şey olduğuna karar kılıyor ise bu iradi bir tercihtir. Veya bir başka taraftan istemediği yere gitmemesi de bir iradesizlik örneği olabilir, çünkü gittiği vakit kendini rahatsız eden şeylere karşı kendi içinde bir kayıtsızlık kuramamakta ve kendi iç dünyası rahatsızlık veren unsurlar tarafından işgal edilmeye açıktır. Yani kendi irade zayıflığı olan bir noktada kendine güvenmemenin sonucu olarak istemediği bir şeyi yapmamış ve görünürde irade göstermiştir ancak esasında olan şey kendisi peşinen biliyordur ki oraya gitmek onun için büyük bir sarsıntı sebebi olacaktır.

Ben iradeyi insanın tam anlamı ile kendi elinde olan bir şey olarak tanımlamıyorum, o bir zihinsel esneklik ve seçeneklerde özgür hissetme halidir. Bu da kişinin kendi kendine birden kurabileceği bir şey değil, kendi ruhsal çatışmalarını çözümlemesi koşulu ile gerçekleşebilecek bir sonuçtur. Örneğin yeme içme ile ilgili sorunları olan bir kişi (duygusal ihtiyaçlarını: güvenlik, şefkat, beslenme) canı sıkıldıkça, boş kaldıkça buzdolabına sarılacaktır. Bu kişi için kendini meşgul etmek, çok çalışmak, aşırı sosyalleşmek gibi unsurlar kendisiyle başbaşa kalmaktan kaçış demektir. Kendi ile başbaşa kaldığı zaman son sığınak yemek yemektir sıkkınlığı çözebilmek için. Biz bu hayali karakterimizi karşımıza alsak ve desek ki: Biraz iradeli ol, şu yeme içme işini azalt! Karşımızda evet haklısın ama… diye bir yanıt gelir ve geçiştiriliriz. Şimdi benim sorum şu: Biz bu insanın yeme bağımlılığını engellemek için elini ayağını bağlasak çözdükten sonra ne olur? Hiç şüphesiz yine aynı döngüye girmiş olarak görürüz. İşte burada irade, gösterilecek bir şey değil bir yapının esnekliğinin ölçüsüdür. Diyelim ki bu kişi kendi kişiliğini anlamak ve değiştirmek için bir çabaya girdi, uğraşları sonucunda keşfetti ki yeme zorlantısı; başarı sergileme isteği, bağımsızlıktan korkma şeklinde iki çarpık kalmış güdünün birbiri ile çatıştığı (ikisinin birbirini etkisiz kıldığı ve anksiyetenin ortaya çıktığı) zihinsel alanda kişinin bu stresi o anlık yenme reçetesi olarak kişiliğinin bir parçası olmuş.

Şimdi bu keşfi yaptıktan sonra şunu düşünebiliriz, bu kişinin ruhsal kuvvetlerinin bir kısmı burada gömülü bir biçimde durmaktadır ve bu çatışmaya düşeceği zaman yeme içmeye başvurmaktadır. Biz bu kişinin yalnızca yeme içme problemini çözersek olacak tek bir şey vardır: Kaygı!

Öyle ya da böyle bir çözüme ulaştırdığı bu çatışmanın amil etkenlerini anlamlandırıp sıkışıklığı çözmedikçe bu kişinin sıkıntısı tam manası ile çözülmüş diyemeyiz. Zira çeşitli ruhsal sorunların yüzeysel çözümleri sonrası alternatif sıkıntılar ile çatışmaları yine olgun olmayan yollarla çözmeye çabaladığını gözlemlemekteyiz.

Benim irade konusundaki ana tezim budur: Kişinin ruhsallığında düğüm olmuş noktalar ne kadar fazla ise o insanın iradesi o kadar az ve en iyi bildiği şeye o kadar mecburdur. Bir düşünün, yalnızca başarılı olduğunda sevilmiş bir çocuğun yetişkinliğinde çok çalışkan hatta işkolik bir kişi olması o kişinin ne kadar iradeli olduğunu gösterir? Toplum nazarında veya öylece bir baktığımızda deriz ki -helal olsun ne iradeli adam çalışıp sorumluluğunu yapıyor-, halbuki o kişi insanlarla nasıl ilişki kuracağını bilemediği için canı pahasına işe güce sarılıyor. İşin iç yüzüne baktıkça irade dediğimiz şey basitçe sabretmek veya zorluklara karşı dayanıklı olmak demek değildir. En genel manada varlık içerisinde ne yapmak istiyorum sorusuna esenlikle cevap verebilme ve eyleyebilmeye irade diyorum. Bu bazen çok çalışmaktır gerçekten de, bazen istemediğin bir şeye hayır demektir, bazen de her şeyi bir kenara bırakıp hayatını gözden geçirebilmektir. Yani irade göğsünün içinde ne kadar ferahlıkla var olabildiğindir karar verme konusunda. Çevrenin, kişisel tarihinin, kültürünün, güdülerinin seni etkilemesi kaçınılmazdır ancak bu etkilenimler ile kendin arasında bir zorunluluk ilişkisi olduğunda orada iradeden bahsetmek olanaksızdır. Bu etki kaynaklarının senin üzerindeki etkisi bir zorunluluktan ziyade bir öneri, değerlendirilesi faktörler olarak göründüğü yerde de iradeden bahsedebiliriz.

Son söz olarak irade basitçe bir azim ve sabretmek değildir, bir tercihi içsel ve dışsal faktörlerin zorunluluğundan ne kadar kurtarıp seçenekler haline getirdiğimizdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir